Anasayfa Birimler Haberler İletişim
  Duyurular
ESKİ TRAFO BİNASI YIKILDI
CENAZE NAKİL ARACI
YENİ ÇÖP TOPLAMA ARACI
OKULLAR HAYAT OLSUN
KANALİZASYON İNŞAATI
Bağlantılar
Kırklareli Valiliği
Memurlar.net
TC Kimlik Numarası Sorgulama
Gelirler Genel Müdürlüğü
Vergi Kimlik Numarası
Çakıllı'dan Haberler
TARLA İHALELERİ
HUZUREVİNDE NİKAH
TARLA YOLU DÜZENLEME
KALDIRIM TAŞI BOYAMA ÇALIŞMASI
23 NİSAN
İLAÇLAMA
ZİRAAT MÜHENDİSİ
FACEBOOK ÇAKILLI GRUBU
VALİ ZİYARETİ
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ ANMA
Beldemizin Tarihi

 Araştırmacı yazar Nazif Karaçam EFSANEDEN GERÇEĞE KIRKLARELİ adlı eserinde kasabamızın tarihinden şöyle bahsetmektedir.

ÇAKILLI

""... Kasabanın ne zaman ve kimler tarafından kurulduğuna ilişkin sağlıklı bilgi bulunmuyor. 1655 yıllarında buradan geçen Evliya Çelebi, köyde Rum ve Müslümanların beraber oturduklarını haber veriyor. Ancak Kasabanın çok eski bir yerleşim merkezi olduğuna dair birtakım kanıtlar bulunuyor.

Kasabanın asıl adı "ÇAKALONDON" dur. Rumca bir isimdir, fakat ne anlama geldiği bilinmemektedir. Türk ağzında adı Çakallı olmuştur.

1969 yılında belediye olmuştur... Vize ve Saray ile sosyal ve ticari ilişkileri vardır...Halkın büyük çoğunluğu balkanlardan gelen göçmenlerdir...

Kasaba, tarih içersinde Vize ile aynı kaderi paylaşmış, birçok kez işgal görmüştür.""

 

 

 

 

 

TRAKLAR HAKKINDA GENEL BİLGİ

 

TRAKLAR

Trakya'nın antik çağlardaki halkı olan Traklar, Hind-Avrupa kökenli bir halktı. Yazılı dil verilerinin çok az olması nedeniyle dilleri hakkında çok fazla bilgi edinmenin mümkün olmadığı Traklar'dan kalan özel isimler, yer adları, tanrı adları ve çok kısa bir metin onların dillerinin Satem gurubuna girdiğini ve İllirce ile birlikte, Hizmetçi ve Baltık-Slav dilleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Ölülerini yakmaları sebebiyle fazla bir biyolojik malzeme bulunmamasına rağmen eldeki çok az iskelet örneğiyle birlikte, eski Yunanlılar'ın kayıtları ve sanat eserleri üzerindeki tasvirler bize renkli gözlü ve beyaz tenli Avrupalıları göstermektedir. Genel olarak Dinarik ve Dinaro--Nordik bir ırkın varlığı sözkonusudur.

 TRAKLARIN GENEL TARİHİ

Maden kaynakları açısından olduğu kadar, zengin orman potansiyeli açısından da önem taşıyan Trakya toprakları burada Yerleşik kabileler kadar Doğuda ve Batıda bulunan yabancı kabileler, uluslar ve Antik Çağın en önemli güçlerinin ilgi ve hareket alanı olmuştur. Batıdan Yunan şehir Devletleri, Doğudan'ın Persler tarafından ilgi alanı olan Trak toprakları Makedonyalılar ve Romalılar tarafından da önemsenmiştir. Ayrıca, Kuzeyden gelen İskit'lerin ve Orta Avrupa'dan gelen Kelt'lerin de Trakya üzerinde önemli bir etkinlikleri olmuştur. Istranca dağları eteklerinde kurulmuş olan Vize ve Demirköy genel olarak günümüz Doğu Trakya topraklarının Güneyi ve Meriç üzerinde görülen Yunan ve diğer yabancı hakimiyetleri ve etki sahaları dışında, Traklara terk edilmiş bulunan iç bölgelerin kalbinde bulunmaktadır. Bu sebeple de Roma öncesi süreçte önemli bir Trak merkezi olarak İskan edildiği kesindir. Istranca Dağları çevresinde dağılmış bulunan çok sayıdaki Höyük ve diğer arkeolojik veriler de bunu göstermektedir. Fakat, Trakların yazılı bir tarihi olmaması sebebiyle bu devirler hakkında fazla bir tarihi veri bulmak neredeyse imkansızdır.

Trakya tarihine genel bir bakış yapmak ve eldeki bilgilerle Astailer, (Ast) bu süreçteki rolünü belirlemek için, Trakların genel tarihine bakmak gereklidir. Trakların eski Neolitik Kültürlerden gelen ve onların gelişmesiyle Oluşan yerli bir kültür mü, yoksa Kökeni Dinyeper ve Diniester ırmakları veya Karpatlar bölgesine giden ve oradan göç ederek güneye inen Kavimlerin hareketiyle mi oluştuğu konusu önemle üzerinde durulan bir konudur. Fakat kesin olan bir gerçek varsa, o da Trakları belirleyen kültürel özelliklerin başında gelen bronz ve daha sonra, demir aletleri kullanımı ve Trak kültürü içinde madenciliğin. önem taşıması ve ateşin kutsanması onların nüvesinin Geç Bronz Çağı ve Avrupa Demir Çağı ile ilgili olduğunu ve Demir Çağı içinde Trak kültürü ve yaşam biçiminin şekillendiğini göstermektedir. Traklar muhtemelen Bronz Çağı sonlarını teşkil eden süreçten sonra M.Ö. 1,000 civarında bölgenin madenlerce zenginliği ile bağlantılı olarak şekillenmiş ve Kuzeyden gelen yeni göç dalgaları ile mahalli anlayışlara Dayalı hayatın bir karışımı olarak bilinen hayat ve kültürel özelliklerini kazanmışlardır. Gerçi Traklarla ilgili ilk veriler M.Ö. 2. binin ikinci Yarısına çıkmaktadır. Homeros'un İlyada'sında Troya'nın müttefiği olarak - Kuzeybatı Anadolu ve muhtemelen Trakya'nın Marmara Kıyıları ve Gelibolu Yarımadasına yerleşmiş -- Trakların bahsi geçmektedir.

M.Ö. 1000-800 arasında Trakların Aynı zamanda baş rahip de olan şeflerin yönetiminde kabileler oluşturduğu anlaşılmaktadır. Antik mitoloji'de önemli bir yer alan Orfeus'un bu süreçte yaşamış bir rahip ve Kabile şefi olduğu söylentisi yaygındır. Özellikle Dolmen tipi anıtlarla bütünleşen mezarlar ve açıkhava tapınaklarıyla bu süreçte yaşayan kabileler, Trakya'nın dağlık bölgelerine dağılmıştır.

M.Ö. 8. ve 7. Yüzyıllarda Yunan Kolonilerinin Ege kıyılarına yerleşmeye başlaması ile birlikte, Trakya üzerinde Kabile konfederasyonlarıyla birlikte, büyük arazi sahipleri ve onlara bağlı toprağa bağlı köylülerden oluşan bir sosyal sistem oluştu. Yunan kaynaklarından isimleri hakkında bilgi sahibi olunan çok sayıdaki Kabile ile temsil edilen Traklar ve kııyda yer alan Yunan kolonileri arasında canlı bir ticaret ağı oluştu. Traklar Odun, kömür, maden tuz, balık gibi ürünler Ihraç ederken, Yunanlılardan seramik, metal eşya, lüks eşya, Zeytin Yağı ve şarap ithal ediyorlardı. Trak kabilelerinin tamamen bir yere bağlı olmadığı, zaman Zaman yer değiştirdikleri de görülmekteydi. Bu süreçte, Istranca Dağları'nın eteklerinde ve kuzeyinde Astai (AST) Kabilesi ile birlikte İğneada ve Midye (Kıyıköy çevresinde Tynler) Ve onlara bağlı olan bir Kabile Tranipsalar'ın varlığı teşhis edilmektedir. Tynlerin yukarısında Melanditler vardı. M.Ö. 8.-7. yüzyılda Anadolu'ya göç eden ve burada bir devlet oluşturan Bithynler'in du Tynlerle ilişkisi vardı.

M.Ö. 6. ve 5. Yüzyıllarda Persler'in İskitlerle ve daha sonra Yunan şehirlerine karşı düzenledikleri Seferler arasında, Persler Trakya üzerinde hakimiyetlerini tesis ettiler. Genellikle, Trak kabileleri ile iyi ilişkiler kuran Persler'in hakimiyetini kabul eden kabileler arasında Skyrmialar ve Nipsalar'ın adı geçmektedir. Bu kabilelerden Nipsalar Istranca Dağların'ın en kuzeyinde yerleşmişti. Bu kabileler arasında Astlar'ın ismi Heredot tarafından belirtilmemektedir. Bu süreçte bölgede etkin olarak Nipsalar'ın etkin rol oynadığı muhtemeldir.

M.Ö. 5. yüzyılda maden yatakları sebebiyle Atina ve Trak kabileleri arasında çekişmeler ve savaşlar oldu. M.Ö. 5. yüzyıl Meriç havzasında yerleşmiş bulunan Odrisler'in yönetimi altında bir Trak Krallığının kuruluşuna sahne olmuştur. Odris şeflerinden teres (M.Ö. 460-440) Başkanlığında teşekkül eden devlet, Pers yönetim sistemini esas olarak kabul etmişti. Merkeze bağlılığını bildiren yöneticiler etrafında şekillenen bu sistem içinde küçük çiftçilik yapan halk yöneticilerin malikaneleri etrafında yaşıyordu. Orduya İMKB Trak halkı piyade, yöneticiler ve seçkin asiller ise süvari olarak katılıyordu. Meriç ve Ergene ovalarında oturan kabileler bu orduya asker vermekle yükümlüydü. Daha batıda olan kabileler bağımsızdı.

M.Ö. 5. ve 4. yüzyillar arasında yaşanan olaylar arasında Atinadan Odris Kralı Stalkes ile birlikte Vize (Bizye) Deki Ast Kralı Tereus'a bir heyetin gönderildiğini öğreniyoruz. Bu da bize bu esnada Doğu Trakya'da güçlü bir Ast Devleti'nin mevcudiyetini göstermektedir.

4. yüzyılda Makedonyalılar Trak topraklarında ilerlemeye başladı. Önce kral II. Filip (M.Ö. 359-336) Ve oğlu Büyük İskender (386-323) Traklarla önemli savaşlar yaparak bölgeye hakim oldu. İskender'in ölümünden sonra Generallerinden Lysimachus (323-281) Trakya yöneticisi oldu. Seuthes III'ün kısmi başarılarına rağmen Lysimachus M.Ö.305 'te hakimiyetini kurmuştu. Ama ölümüyle, 281'de Trak kabileleri tamamen bağımsız kaldı.

M.Ö. 3. yüzyılda Keltler batıdan Trak topraklarını işgale başladılar ve Trakya'yı baştan başa geçerek, Bizans'a kadar ilerlediler. (M.Ö. 279) Keltler, Odris toprakları civarında Doğu Trakya'nın Batı kesiminde odaklanan bir devlet kurdular. 60 yıl kadar yaşayan bu kent devleti Traklar tarafından ortadan kaldırıldı. Yerine yerel Trak devletçikleri kuruldu. Bütün yabancı işgal ve Akınlar Trak bağımsızlığını ve kültürel kimliğini yok edememişti.

M.Ö. 2. yüzyılda İskender'in halefi olan devletlerden Selevkoslar arasındaki Trakya hakimiyeti çekişmesinde, Makedonyalılar Romalılarıda bu çekişmeye Dahil ettiler. Bu esnada, M.Ö. 188 tarihinde Meriç'in denize döküldüğü bölgede Roma ordusuna baskın yapan 4 Trak Kabilesi arasında Bizye (Vize) ve Demirköy bölgesinden gelen Astlar'ında adı geçmektedir. Makedonyalılar iç Trakya'yı ele geçirmeyen çaba sarfederken, Odrisler tekrar idareci bir Kabile olarak ortaya çıktılar. 2.yüzyıl içinde Makedonya ve Roma arasındaki savaşlarda Trak kabilelerinin bir kısmı Makedonyalıların safhında yer aldı. İç karışıklıkların yoğunlaştığı Trakya üzerinde değişik kabileler etkin olurken, 2. yüzyıl sonunda Roma'nın Makedonyalılara üstünlük kurması Trakları Anadolu'nun kuzeybatısındaki Bithinyalılara yakınlaştırdı. M.Ö. 1.yüzyılda Roma ve Traklar arasındaki ilişkiler büyük bir mücadele halinde geçti. Değişik kabilelerden Oluşan Trak kabileleri içinde Romalılarla dost olanlar da vardı. Fakat bu yüzyıl içinde Romalıların kesin bir başarı elde etmesi mümkün olmadı. Trakya toprakları kuşatılmış olarak otonom bırakıldı. M.Ö. 1. yüzyılın sonunda Odrisler Romalıların dostu olarak görünürken, Khaimetalkes ve kardeşi Rhaskuporis, Roma'nın vasalları olarak MS. 7 yılında ön plana çıktılar. İsyanların yoğun olduğu bu dönemde Roma adına bu isyanları bastırmakla görevliydiler. Odris ve Ast krallarının mirasına sahip olan bu Sepeian Kralları kendi aralarında da anlaşamıyordu. Rhaimetalkes'in ölümü üzerine oğlu Kotys'e Trakya'nın Güney kısmının verilmesi Rhaskuporis'i rahatsız etti. Kendisine kalan Kuzey Trakya ile yetinmeyen Rhaskuporis yeğinini ortadan kaldırttı. O da Romalılar tarafından MS. 192 de İskenderiye'de öldürtüldü. MS. 11'deki Bessi isyanıya sarsılan bölge, özgürlüğüne Düşkün Traklar'ın özgürlük ateşiyle, MS. 21'de tekrar tutuştu. Romalılara ve onlara bağımlı Trak yöneticilerine duyulan öfke büyüktü. Romalılar direkt olarak yönetime el koymak isteğiyle defazla birşey yapamıyordu. MS. 26'da yayılan isyan dalgaları bastırıldı. Büyük bir yayılım alanı bulunan isyan sırasında yüksek dağlık bölgeler üzerinde kurulmuş doğal tahkimata sahip --muhtemelen Avrupa Demir Çağı kalelerinin uzantısı olan -- Trak kalelerinin isyancılar için avantaj sağlamış olması muhtemeldir. Belki de bu mahal, büyük Trak isyanının bastırılmasında önemli bir etki yapan, içine sığınmış olan Traklar'ın Açlık ve susuzluk nedeniyle teslim olduğu önemli bir kaledir. Traklar'ın bir kısmı teslim olurken, diğer bir kısmı da, intihar etmeyi yeğlemişti. Tarif edilen kaleler konumları ve Yapıları nedeniyle Demirköy çevresindeki bazı kalelere uymaktadır. Bu kaleler İkiz Tepeler, Sislioba ve Sivriler bölgelerinde bulunmaktadır. Aynı kalelerin Cenevizliler döneminde de onarılarak kullanıldığı düşünülmektedir.

İsyanların bastırılmasından sonra Sapeianlardan Kotys'in büyük oğlu Rhaimetalkes MS. 38'de Roma tarafından desteklenen bir Kral olarak seçildi. Dacia haricinde ayakta kalan oğlu Trak kralı olan Rhaimetalkes'in ve dolayısıyla Traklar'ın son başşehri, bu krala ait olduğu anlaşılan Vize A Tümülüsü'nün de gösterdiği gibi Vize'dir Rhaimetalkes MS.45 'te öldürülünce, Trakya'nın son kalan kısmı'da Claudius (Ms41-45) Devrinde MS.46 tarihinde tamamen Roma'ya bağlanarak bir eyalet oldu. Oğul Trak izleri Orta Çağ içlerine kadar uzak dağlık bölgelerde Isranca Dağları'nın kuzey bölgesinde yaşadıktan sonra, Hıristiyanlığın da etkisiyle ortadan kalktı.

 

BİLİNMEYEN BİR BÖLGE: TRAKYA

Ülkemizde eski eserlere yönelik kültür turizmi denince akla en son gelen bölgelerden biri de her halde Trakya'dır. Trakya'nın bir kaç kentindeki Osmanlı yapılan ile tümülüslerin dışında, Trakya'nın eski eserler bakımından fakir olduğu şeklinde yaygın bir kanı vardır. Hepimiz Trakya'nın Avrupa ile Asya arasındaki en kolay geçiş yolu olduğunu ve bu stratejik Coğrafi konumu nedeni ile kültür tarihi açısından büyük bir önem taşıdığını biliriz Buna karşılık.

Trakya arkeolojisine karşı duyulan ilgi eksikliğinin bir çok nedeni vardır; Bunlarm başında Trakya'daki arkeolojik kalıntıların, Anadolu ' dan alıştıklarımızdan çok farklı olması gelmektedir. Trakya'da Anadolu'da olduğu gibi büyük höyükler ve Ören Yerleri, yok değilse bile, sayıca çok azdır. Ancak bu durum Trakya arkeolojisinin fakirliğinden değil, kültür tarihinde Anadolu'ya göre çok farklı bir gelişim süreci geçirmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Doğal çevre koşulları gereği Anadolu Mimarisinde kerpiç ve taş, Trakya 'da ise ahşap kullanılmış, bu da kalıntıların görünümünü etkilemiştir. İlgi eksikliğinin ikinci nedeni ise, Türkiye 'de arkeolojinin daha çok "Mezopotamya odaklı" bir gelişim sürecinden gelmesi ve Avrupa arkeolojisine pek ilgi duymamış olmasıdır. Bu nedenle Türk arkeolojisinin ilgisi Trakya dışında odaklanmış; bu duruma uzun süre Trakya'nın askeri nedenlerle arkeolojik araştırmalara kapalı kalması da eklenince, Trakya yakın zamanlara kadar "bilinmeyen bölge" olarak kalmıştır.

Bu ilgi eksikliğine karşın, Coğrafi Konumu nedeniyle Trakya Kıtalar arası stratejik bir öneme sahiptir ve kültür tarihi ile ilgili bir çok sorunun çözümü de bu bölgede aranmalıdır. Bu bölge bir yanda Güneydoğu Avrupa ile Anadolu yarımadasının birleştiği, öte yanda da Karadeniz ile Ege-Akdeniz Kültürleri arasındaki deniz yolunun da dar Boğazı üzerindedir. Bu nedenle, göç, istila, kültür alış verisi ya da Etkileşim gibi Kıtalar arasındaki her türlü ilişki ile ilgili sorunlar ancak Trakya'daki araştırmalar ile çözümlenebilir. Aynı şekilde Anadolu ile Avrupa ve Ege kronolojik sistemleri arasındaki sorunlann çözümü de Trakya bölgesinden elde edilecek verilere bağlıdır. Bunların yam sıra Avrupa uygarlığının kökenleri ile ilgili sorular, Avrupa uygarlığının Gelişmesinde Anadolu-Yakın Doğu uygarlıklarının ne ölçüde etkili olduğu, ancak Trakya 'da yapılacak arkeolojik araştırmalar ile anlaşılabilir.

 

 

 

TARİHÇEMİZ

       Kasabamız Trakların tarihi ile başlar, o yıllarda Trakya'yı işgal eden kavimlerin yayılma alanı Adriya denizinden Karadeniz'e kadar uzanmaktaydı. Trakyaya ismini veren bu kavimler dalga halinde İstanbul ve Çanakkale'ye kadar uzanmışlardır. Özellikle MÖ 1200'de Trak kavimlerinden Bitinyalılar ve Frigler, Vize-Çatalca yolu üzerinden İstanbul'a oradan da Anadolu'ya geçmişlerdir. Trakya'da kalanlar ise ufak birer takım krallıklar kurmuşlardır.Kasabamızın 1 km güneyinde Eski Tekke Mezarlığı'nda bulunan el yapımı kaba hamurlu deve tüyü rengindeki çanak çömlekler, yontma taş aletler, cilalı baltalar, neolitik çağda burada bir yerleşim olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle Çömlektepe hüyüğünün MÖ 3000 yıllarına kadar indiği belirlenmiş, aynı yerde demir çağına ait seramikler ele geçmiştir. Bunları Helenistik ve Roma seramikleri de tamamlayınca yöremizin neolitik çağdan günümüze kadar kesintisiz bir yerleşime sahne olduğu ortaya konulmuştur. Kasabamızda bir çok Tümülüs mezarı koruma altına alınmıştır.

       Kasabamız merkezinde bulunan tarihi Çınar Ağacı(platanus-acrifolia) nın çevresi 9.20m, çapı 2.93m, boyu ise 20m ve yaşı 805'tir. Ayrıca Eski İlköğretm Okulu bahçesinde bulunan çitlenbik ağacı(celtis-australis)çevresi 4.17m, çapı 1.33m, boyu 15m ve 200 yaşındadır.

       Bizim dedelerimiz Osmanlı Rus Savaş’ından (Bulgaristan) ve balkanlardan göç ederek yerleşim sağlanmışlardır. M.Ö. 3000 yılında Trakların yerleştikleri tespit edilmiştir. Trakların yerleştiklerini Tümülüs ve Kral mezarlarının kazılarından (Trakya Üniversitesi ve Kırklareli Müze Müdürlüğü) ortaklaşa yaptıkları çalışmalarla anlaşılmıştır.

        Çakıllı çok eski bir yerleşim yeri olmakla beraber daha önce Çakıllı’nın 2 km. öncesinde yani şu anda tekke mevkii dediğimiz yerde, bundan 700 yıl önce ilk olarak Erenler (embiyalar) altında kurulmuştur. Orada belli bir müddet köy olarak ikâmet edildikten sonra (biz bunları, cami kalıntılarının, çeşmenin ve ölen yerleri gibi tarihi kalıntılardan anlamaktayız) oradaki yerleşim yeri şimdiki bulunduğu yerde kaynak sularının (aşağı ki havuz ve yukarı ki havuz) daha bol olması nedeniyle köy Çakıllı ismini alarak şuan bulunduğumuz yere taşınmıştır. Zaman içerisinde burada bulunan yerli insanlara Gacal denilmektedir. Belediyemiz 1 Haziran 1969 yılı Pazar günü kurulmuştur.

26 Kasım 2014 Çarşamba
KIRKLARELI'da Hava KIRKLARELI'da Hava KIRKLARELI'da Hava
DOLAR  : 2,224    İMKB  : 83680,41  
EURO  : 2,772    ALTIN  : 1.196,99 
Üyelik

 Şifremi Unuttum    Üye Ol 
Toplam Ziyaretçi : 198699
Toplam Üye :118
Güncel Haberler
- Bağ-Kur'luya emeklilik kredisi
- Turgut Özal davası kapandı
- Ali İsmail davasında müebbet istemi
- Askeri araç devrildi: 1 şehit
- İDO'dan sefer iptalleri
- Ege Denizi'nde deprem
- 'Balıkesir'de 60 mahalle arsenikli su içiyor'
- Ortak sınavlar başlıyor
- 'Göç dalgaları kapıda'
- 'Af düşüncemiz yok'
- 'Kadına şiddet'i önlemeye komisyon
- Askeri Yargıtay'dan 'paralel' cevabı
- 'Kıymet teyze' kazandı
- 3 yasayı onayladı
- Okullara 1 günlük tatil
- Yoksulluk yardımı bağlandı
w3turk - 2010  
 Anasayfa  |   Birimler   |  Haberler  |   İletişim